Kahraman Tazeoğlu Sözleri

kahraman tazeoğlu

Dinsizin hakkından imansız gelir de, sensizliğin hakkından kim gelecek? Ben onu düşünüyorum sevgili.

Yine en arka koltuğunda oturuyorum minibüsün, yine camda oluyor gözlerim. Sen tutmuyorsun ya elimi cebimden hiç çıkartmıyorum.

Her yara, tende bir iz için, hatırlanması yasak bir giz için kabuk bağlar.

Anladım ki ayrılığa değil, ayrı kalmaya yeniliyor insan.

Sen benim görmek için, bakmaya bile gerek duymadığım ezberimsin.

Denize bakmayı bilmeyenler, bir gün mutlaka boğulur. İşte bundandır gözlerinden kaçışlarım.

Eğer insan unutmak istemezse, bir günü bile hatırlar on yıl sonra… Ve unutmak isteyen, bir günde unutur on yılı.

Ey ayak izleri kalbimde kalanım… Şimdi herkes biraz daha sen… Her saat biraz daha geç ve aylar fazla geliyor yıllara.

Seninle aynı değilmiş aşka bakışımız. Sen benden kusursuz bir aşk istedin, ben senden yaşanabilir bir aşk.

Bilseydin ayrılığa yazgılanmış bir sevgiye açar mıydın yüreğini?

Yolumdan dönemediğim için değil, seninle hiçbir yolda yürüyemeyeceğimi bildiğim için gidiyorum. Yeryüzünün bütün aşkları senin ve beni unutabilirsin!

Kimseyi bir başkası gibi sevmemeli insan. Çünkü kimse bir başkası değil.

Her şey geçmişte kalıyor, ama hiçbir şey geçmiyor!

Korkuyu yenmeye çalışma; nedenini yok etmeyi bil!

Aşk bazen acıyla tanışmanın adıdır prenses. Ve aşk, uçmaya kanat aramak değil, uçuruma kanatsız atlamaktır bilirsin.

Ben bu şehirde en çok seni sevdim…

Aşkı sen ya da ben var etmiyoruz; bir araya geldiğimizde aşk bizi var ediyor.

Hep aynı değişiklikleri yaşıyorsan, değişen hiçbir şey yoktur.

Hiç kimsenin iyi gelmediği yerden sarıyorsun yaralarımı, hiç kimsenin dokunamadığı yerden kanatıyorsun sonra.

Gülüşün, gözlerine sirayet edince anlam kazanıyor bakışların. Yüzündeki güzellik içindeki cennetin yansıması aslında. Öyle bir aynasın ki bakmaya doyamadığım.

Acım mı? Geçmedi… Alıştım sadece.

Bir insan, iki kuyuya aynı anda gözlerinden düşebilir. İtme! Ama gitme. Daha saat “hoşçakal”ı göstermedi. Bitme!

O kadar bencildi ki acıdığı insanlar bile kendine benziyordu.

Kaç aşk kaldı beni unutmana?

Sevdiğim bütün yüzleri üst üste koyduğumda bile onun yüzü kadar güzel bir şey çıkmıyordu ortaya.

Hiç buluşmadığımız bir yerde, hiç bilmediğin bir saatte seni bekliyorum. Gelmen pek de anlam ifade etmiyor. Ben seni beklemeyi hala çok seviyorum.

Ah be anne… “Taşa oturma karnın ağrır” diyeceğine “aşık olma kalbin acır” deseydin keşke.

Görmeyen; göz değil, insandır aslında ve gözler, dudaklar kıpırdamadan konuşabilir.

Aşk varlığın değil yokluğun kaybıdır.

Anne bak yine terli terli aşk içtim. Ateşim düşmüyor yarin yüreğine.

Şimdi söyle; bu denizin dibinde, bu geminin kırık-dökük güvertesinde, bu yırtık yelkenle, bu yönsüz rüzgarın içinde bu aşk nereye gidiyor usta?

Ben hiç mutluluktan delirmedim; Ama delirmekten mutluyum.

Büyük hayallerin kırıkları da büyük olur ama ne yapayım, yıldızlar da ancak kendini yakabildiği sürece yıldızdır…

İçimdeki boşluğa düş… ben tutarım seni.

Gitsem kalmalar saldırıyor, kalsam gitmeler çağırıyor.

Aşk bir bakış acısıdır; çünkü her aşk kendini tüketerek çoğalır.

Sen sevdana baş aktör değil, provasız aşklarına figüran arıyorsun.

Bir otobüs aşkıydı belki bizimkisi; benim yolum “son durak” seninkisi “müsait bir yer”di.

Küçücük gözbebeğimden, hayatıma girdin de kocaman kalbimin neresine sığamadın da gittin?

Sanırım unutuyorum seni sevgilim. Yıkılası bir gurur yüzünden geçtim senden… benden… bizden… herkesten…

Bir şairin dediği gibi: başka anlamlar arama, gerek yok! Katlandığım kadar seviyorum seni, gerçek bu, evet bu.

Seviyorum seni ama gitmeliyim. Seni hayallerin, beni gerçeklerim bekler…!

Sensiz beni sevemedim. Aşkın yalancısıyım işte ne bileyim.

Gözlerini gözlerime çakıp içime daldı. Baktığıydım ama gördüğü değildim.

Bizler içimizdeki çocukla ölüyoruz, şimdiki nesil içindeki yetişkinle büyüyor.

Kimliğimi soruyor birileri, çıkarıp resmini gösteriyorum.

Oysa ölünecek bir şey yokmuş, gidince sen, yaşanacak bir şey olmadığı kadar.

En çok sana yakıştırdığım için aşkı, “AŞKIM” diyeceğim yeniden. AŞKIM seviyorum seni…

Kalbimi kırdığında tebessüm ettim ve bir şey demedim… Çünkü senindi kalbim, sen kendi parçalarını yok ettin.

Sevdim ve vazgeçmedim senden; bir onursuzluk pahasına… Senin bir zehir olduğunu bile bile tadına baktım ben. Ve en sıkı kucaklaşmalarda başladı yitirme korkusu. Senden gelecek bir git’e, kor ayaklar hazırladım ben; haberin bile yokken…

Büyük seven kalbin acısı küçük olmaz…

Bu aşk için, yüksek duvarlardan atlamak yerine asfaltlardan geçmeliyim.

Sol yanıma yatsam, seni uyusam, hep rüyada kalsam.

Ilık tebessümler vaktine beş kala solan, kahkahalar gibiyim. Yarısında yutulmuş, sevinç çığlıkları dolu boğazım.

Bir çığlıktı yalnızlığım, hepiniz mi sağırdınız…

Nelere gebe sanırken zamanı, bana neler neler doğmuştu. Hesap kitap işine gelmiyordu hayat ve en çok planlı adımlarda tökezliyordu insan.

Özledin mi beni, dedim; Sustu! Nefesini en derinden aldı ve, özlenmez mi, dedi!

Ki inanmak küskün bir çocuğun en büyük kan kaybıdır.

Aklım kara kış ellerim seni üşüyor, bugün günlerden soğuk…

Sensizim biliyorum. Kendimi kandırıyorum yokluğunda. Geceleri yastıktan sevgilimsin benim. Gündüzleri, gözüm açık gördüğüm hayal…

Galiba ben bu aşkta iyi halden müebbet yedim.

Gitmeni istemiştim, kalışına bayram etmeye hazırken. Hemen gitse demiştim, bir daha ne zaman geleceğini hesaplarken.

Beni ben geçe ordaydım işte, bekledim sen gelmedin!

Gelişi güzel ayrılıklardı benimki. Senin kadar esaslı, hiç gitmedim senden.

Sevdamın sesi sessizliği soluyor şimdilerde. Sözlerime kilit, ağzıma mühür vurdum da yine de susturamadım, sen diye atan kalbimi.

Şimdi benim son diye bitirdiğime, kimbilir kimler ilk diye başlayacak.

Hangisi daha zor? Bir cennetteki mutsuz olmak mı, bir cehennemdeki mutlu olmak mı?

Acının yan etkisi, güçlü bir karakter armağan etmesidir size.

Unutmak dediğinin nesi zor ki; asıl unutmak zorunda olmak koyar adama.

Ey ayak izleri kalbimde kalanım… Şimdi herkes biraz daha sen… Her saat biraz daha geç ve aylar fazla geliyor yıllara.

Bedeller ödenirken para üstü beklenmez.