Cemal Süreya Sözleri

cemal süreyaAllah’ım bana öyle bir eş nasip et ki; ömrümün son demlerinde bile gözlerine baktığımda kalbim ilk gün ki gibi çarpsın!

Artık hayallerim suya düşecek diye kaygılanmıyorum; çünkü, onlar düşe düşe yüzmeyi öğrenmişler.

Aslında annem seni anlatır dururmuş çocukluğumda, meğer her masala seni anlatarak başlarmış. Bir varmış, bir yokmuş…

Aslında ayrılıklar değil de, gidenin sevmediği halde ‘Seviyorum’ demesi en çok koyuyor insana.

Aşklar da bakım istiyor, öğrenemedin gitti.

Aşktın sen, gidişinden bildim seni.

Bazen diyorum ki; ne olacak söyle gitsin. Sonra diyorum; söyleyince ne olacak, sus bitsin.

Bilirsin sigarayı da kalem tuttuğum gibi tutarım. Ondan tüter sevda sözleri…

Biliyorsun, ben hangi şehirdeysem, yalnızlığın başkenti orası.

Birer birer, seve seve çıktığım aşk basamaklarını, onar onar, söve söve iniyorum şimdi!

Daha nen olayım isterdin, onursuzunum senin!

Ama kadınlar, Tanrım… Öyle sevdim ki onları, gelecek sefer dünyaya kadın olarak gelirsem, eşcinsel olurum.

Annem gözyaşları için ekmek kırıntısı gibi değerlidir derdi. Üstüne basıp geçenlerin çarpılışını görmek için bekliyorum seni.

Annesinden dayak yediği halde, yine ‘Anne’ diye ağlayan bir çocuktur aşk.

Aramızdaki savaş nasıl anlatılır şimdi. Onun yüreği Filistin’di, ben oraya yerleşmeye çalışan batılı çocuk.

Ertesi gün sana kavuşmayacağım için uyumadığım geceler var benim.

Biliyorum sana giden yollar kapalı.

Bir çeşmeye koşar gibi koşuyorum sana. Anlasana!

Çektiğin acı kadar olgunlaşırsın diyorlar; fakat olgunlaşa olgunlaşa çürüdük bilmiyorlar!

Çıkar giderim bu kentten daha olmazsa, sensizliğin bir adı olur, bir anlamı olur belki.

Göz göze gelebilirseniz, ipi kopmuş bir uçurtma, hızla uzaklaşır bakışlarından.

Bir daha beni sevdiğini söyleme! Neden biliyor musun? Çünkü yine inanırım.

Acı çektikçe insan olgunlaşırmış.. yalan be ! İlk önce kalbin kırılır, sonra çürümeye başlarsın.

Adresim oldun benim. Biliyorsun bunu değil mi? Alınyazım oldun. Korka korka çaldım kapını. Ne yapayım sevdim seni… Sensin artık ne varsa…

Gider gibi yapmadım ben, ya kaldım ya gittim. Sen ise kalır gibi yaptın ama gittin ve ben bittim.

Git diyorsun da olmuyor işte git demekle, her şeye rağmen gidemiyor insan. Ben de sana sev diyorum mesela. Sevebiliyor musun?

Gölgene bak, beni anlamak istiyorsan; o kadar yakın, ama sana asla dokunamayan.

Hayatımda ilk kez birisi bana “Kendine çok dikkat et” dedi sadece. Anlamış onun kalbini taşıdığımı herhalde.

Biz hepimiz yeni kalmak istedik. Bizim için yenilik, öbür öğelerden baskın bir öğe oldu hep.

Boğazıma takıldı sevdan… 3 kere sırtıma vur helal de. Alışık değilim harama, ondan olacak heralde…

Cenaze arabalarını süslemek gibidir yokluğunu yazmak, ne kadar güzel olsa da ölüm taşır.

Çok yoruldum sevgili, daha fazla yorma beni. Ben fazlasıyla ödedim zaten uğrunda kaybettiklerimin bedelini.

Bir gün seni bırakırım ya tütünü bırakmak gibi bir şey olur bu. Evet, gün geliyor, bıkıyorum senden, ama İstanbul’dan bıkmak gibi bir şey olur bu…

Bir isteğim var sadece senden, onun kokusunu al getir, onun saçlarını al getir, hatta mümkünse onu al getir bana rüzgar.

Hayatta gözyaşlarımı hakedecek bir insan görmedim. Ya benim gözyaşlarm gereksiz, ya da uğruna gözyaşı döktüğüm insanlar değersiz.

Denir ya aşk iki kişilik, yalan! Aşk bile bile delilik. Bide hayat müşterektir denir. Bu da yalan çünkü aşk acısı hep tek kişilik.

Denize ilk giren çocuk masumiyetiyle seviyorum seni. Boğulacakmışım gibi…

Doğru yerde yanlış kişi olmadık ama yine de sevilmedik. Anladım ki; yanlış yerde, doğru kişi olduğumuz için terkedildik.

Bir kağıda sensizlik yazdım. Yine de çok hoşuma gidiyor; çünkü sensizlik kelimesi bile senle başlıyor.

Bir kırıldık, daha da kırılırız. Kimse dokunamaz bizim suçsuzluğumuza…

Gitmekle gidilmiyor ki… Gitmekle gitmiş olamazsın; gönlün kalır, aklın kalır, anıların kalır.

Gözlerinden uyku akan bir taksinin içindeyim, geçip gidiyorum bütün hayatımı da seni de…

Her gece onu düşünmekten saatim ilerlemez oldu. Kim sorarsa saat kaç diye, cevabım hep aynı: O’na doğru.

Her ölüm, erken ölümdür.

Herkes az buçuk sarhoş, herkes bir şeyler söylüyor; ama yalnız ikimizin sözcükleri sarmaşdolaş.

Hiçbir şeyim yok akıp giden sokaktan başka, keşke yalnız bunun için sevseydim seni…

Kim istemez ki mutlu olmayı, ama mutsuzluğa da var mısın?

Kimse benimle oynamıyor diye ağlayan çocuk! Sen büyü hele, bak ne oyunlar oynayacaklar seninle.

Kimseyi suçlama, suçlanacak biri varsa o da sensin. Sonuçta o sana küçük bir umut verdi, sen ise ona herşeyini verdin.

Düşenin dostu olmaz derler kimileri. Sanki ayakta olanın dostu çokmuş gibi.

Elimde olsa bir yasa çıkartırdım: Sevgiler ertelenmeden, geciktirilmeden söylenecektir.

Gözlerinin kahvesinden koy ömrüme, kırk yılın hatrına sen kalayım…

Çok günah işledim, korkuyorum.. Ayaklar altına al beni anne! Cennete gitmek istiyorum.

Gerçekten seven insan hiçbir şeyi mazeret etmemeli. Seviyorsa söyleyebilmeli, söyleyemiyorsa sevmiyordur bitti.

Bir şeyiniz olayım sizin, hani nasıl isterseniz, oğlunuz, kiracınız, sevgiliniz…Dünyanın bir ucuna birlikte gider miyiz?

Güzelsin sevgilim. Ama çok yakından…

Hani çok su verince ölürmüş ya çicekler, birisini de çok sevince bırαkıp gidiyormuş meğer.

Hayat benimse eğer kimse karışamaz ve biliyorum ki herkesle dost olunmaz. Aşka gelince birkere sevdim işte, bir daha işim olmaz.

En az benimki kadar annemin de ahı tutar sana. Burnumdan getirdiğin süt, onun sonuçta.

Hep alçak sesle konuşan biri de vardı ki, kederini soylu kılmak için yüreğindeki kurşun yarasına aşktandır derdi.

Hep kazanırsın ey çözümsüzlük!

Gülen gözlerinin bebeğinde kendimi görebilmekti dilediğim; keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

Güneş her sabah verilmiş bir söz gibi doğuyordu. Gerçek neydi biliyor musunuz: Her şey.

Güvenebileceğiniz ve sırtınızı dayayabileceğiniz sadece bir kişi vardır. Bu kişi annenizin kocasıdır ve çok ‘baba’ bir adamdır.

Konuşabilmek ile konuşmayı bilmek arasında büyük bir fark vardır. Mesela çoğu insan ikincisini bilmez.

Kuşlar toplanmış göçüyorlar, keşke yalnız bunun için sevseydim seni…

Küçükken aldığım dışı güzel, içi hep çürük çıkan elmalı şekerler gibisin. Aranızdaki tek fark; o elmalı, Sen ise el malı.

Hiçbir aşkın ardından geçmiş olsun denmez; çünkü gerçekten aşksa zaten geçmez.

İki çay söylemiştik orda, biri açık… Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

İki kalp arasında en kısa yol: Birbirine uzanmış ve zaman zaman ancak parmak uçlarıyla değebilen iki kol.

Akıla gelen, başa gelir diyorlar ya, yalan! Öyle olsa, milyonlarca sen düşerdi başıma.

Aklıma bile gelmiyorsun artık.. O kadar kalbimdesin ki.

Ey alınyazısı uzmanı, suretlerle doldurursun yazını.

Garson şarap getir, garsonun hali harap.

Cevap veriyorum zamanla herşey geçer diyen akıllılara: “Geçen tek şey zamandır.” Anlayan, anlatsın anlamayanlara.

İki kişiyi birden severdim, karnemde sevinç bir aşk iki.

Keşke birini tam kaybetmeden, O’na olan tüm sevgimizi haykırabilsek…

Keşke şöyle yapsaydım belki severdi deme. O senin için ne yaptı da sevdin sanki ? Akıl işi değil, gönül sevdimi gerisi bahane.

Kim demiş aşk uğruna ölmek zor ? Uğruna ölünecek aşk bulmak zor .

Küçükken anneme mezarlıktan korkuyorum dediğimde; “ölüden değil, diriden kork” demişti. Zamanla anladım ki; annem yine haklıydı.

Küfür diyorum, bir saldırmama eylemidir.

Madem sevmiyorsun o zaman sahip çık gözlerine! Dönüp dolaşıp değmesinler gözlerime.

İki şey; aşk ve şiir mutsuzlukla beslenir, biri biri ona dönüşür.

İkide bir elini başına götürüp rüzgarda dağılan yalnızlığını düzeltiyorsun.

Karşıdan karşıya geçer gibi sev beni. Önce bana, sonra bana sonra yine bana bak.

Kehanet adlı kısacık bir şiir buldum. Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

Mesafeler birleştirdi bizi, bir de sözler…Razı olma hiçbir sessizliğe. Biliyorsun seni seviyorum.

Sana yolculuk yapmak istiyorum, kes yüreğine giden bir bilet. Can kenarı olsun!

Sen bakma bu kadar hüzünlü şeyler yazdığıma, ben çok gülerim. Ve gülerken hiç kimse yalan olduğunu anlayamaz.

Sevmek güzel meslek; ama zor. Can dayanıyor dayanmasına; ama yürek gitti gidecek.

Sizin hiç babanız öldü mü? Benim bir kere öldü kör oldum. Yıkadılar aldılar götürdüler, babamdan ummazdım bunu kör oldum!

Nasıl bilirdiniz sorusuna, tanıyamamışım deyip geçtim…

Ne olmuş her fırsatta kendimle konuşuyorsam? Bakma sen yanlış demiş eskiler, kendi kendine konuşana deli değil, yalnız derler.

Mutlu olmanın yolunu, karşıdakini mutlu etmek sanıyorduk. Yanıldık! Çünkü ne kadar mutlu ettiysek, o kadar yalnız kaldık.

Öyle sevdim ki seni öylesine sensin ki! Kuşlar gibi cıvıldar tattırdığın acılar…

Sana seni seviyorum dediğim kadar, anneme peki anneciğim deseydim; hazırdı cennetteki yerim.

Ne zaman bu şehirden kaçıp gitme isteği gelse, bir köşeye oturup geçmesini bekliyorum. Gidersem dönmem çünkü biliyorum…

Neden yorgunsun sorusuna cevap aramaktan ve bunu sormasınlar diye gülümsemekten yoruldum…

Neydi aramızdaki fark biliyor musun? Ben senin sadece gözlerinle meşgulken, sen yarın ne giyeceğini düşünüyordun.

Niye mi koşarsın böyle ufka doğru? Pir Sultan mı ısmarladı seni, Kızılırmak’tan öte Sivas’a doğru?

O beni herhalde sevmiş! Oysa ben onu her halde sevmiştim.

Okyanusta ölmez de insan, gider bir kaşık sevdada boğulur.

Önce öp sonra doğur beni…

Önce sevdiğiniz terk eder sizi, arkasından uykunuz… Sonra ne sevdiğiniz gelir geri, ne de uykunuz….

Özlemek, ölmekten sadece iki harf fazla be çocuk.

Parkta salıncak sırası bekleyen çocuk gibi bekledim seni. Biraz heyecan, biraz da salıncağı başkası kapacak korkusu işte.

Pişman değilim, kırgınım biraz ama üzülmüyorum; çünkü gittiğinde yeni birşey öğrendim; artık her seviyorum diyene inanmıyorum.

Rastlaşmamak için elimden geleni yaparım, bu böyle pek de kolay değil gerçi…

Saat 12’den sonra her içki şaraptır.

Önemli olan hastalıkta, sağlıkta değil; yalnızlıkta yanımda olman.

Öyle bir sihirbazdın ki; beni bile kaybettin.

Tam unuttuğunu sanırsın, karşına çıkar, tebessüm eder ve yine bağlar seni kendine… Yine inanırsın yalan olduğunu bilsen bile.

Özgürlüğün geldiği gün, o gün ölmek yasak!

Seni bir kere öpeyim desem ikinin hatırı kalıyordu. İki kere öpeyim desem, üçün boynu bükük.

Seni ne zaman uyurken hayal etsem, affediyorum…

Seni olduğun gibi seven insan için, iyi gün kötü gün yoktur. Ne zaman yanında olması gerekiyorsa o zaman yanında olur .

Senin bir havan var beni asıl saran o. Onunla daha bir değere biniyor soluk almak.

Senin çelme taktığın yerden başlıyorum hayata. Varsın yara içinde kalsın dizlerim, yüreğim kadar acımaz nasıl olsa.

Özledim… Söyleyeceklerim bu kadar, kısa ve derin.

Tek yanlı aşk kişiyi nasıl aptallaştırıyor, nasıl unutmuşum senin bir başkasını sevdiğini…

Tüm anneler hep tanımadıklarına güvenme derler, kötü olur sonu. Düşünüyorum da tanıdıklarımıza güvendik de ne oldu.

Sen dedi; intihar gibisin. Hem herkes tarafindan bir kez düşünülen hem de cesaret edilemeyen.

Sesinde ne var, biliyor musun? Söyleyemediğin sözcükler var.

Sevmek çiftleşmek değil, tekleşmektir..

Yürüyor muyduk, Yoksa bir doğa parçasının altını mı çizdiriyorlardı bize?

Yürüyoruz bütünlemeye kalmış bir sessizlikte, keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

Unutsun beni demişsin, bu bana imkansız geliyor. Çünkü unutmam için önce seni hatırlamam gerekiyor.

Son çırpınışımdın sen insanlar arasında, keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

Sonsuzluk istemiştim ben aslında; ama S’yi biraz sessiz söylemişim galiba.

Uzaktan seviyorum seni. Kokunu alamadan, boynuna sarılamadan, yüzüne dokunamadan.. Sadece seviyorum.

Sözcükler değişiyor, anılar sözcüklerini değiştirmiyor.

Yarından bir şeyler beklemekle geçiyor ömrümüz.

Üşüyor musun? Üzülme be! Gel yanıma… O kadar yaktın ki canımı; ısınırsın, üşümezsin bir daha.

Yalnızlık bir ovanın düz oluşu gibi birşey.

Yarın bizi beraber görenler kimdi o yanındaki diye sorarlarsa beni detaylı anlatma. Kısaca; ömrümün geri kalanı dersin.

Sonunda sen bir gün gelirsin diye, çok şeyin adı küçük yazıldı.

Yaşayanlar seven sevene dünyada, biz öldüğümüzle kalmıştık.

Uğraşamayı bırak artık dünle ve dünündekilerle. Bir de hep yanında olanlarla yarına bakmayı dene.

Umutta ‘mut’ varsa umutsuzlukta da ‘umut’ var.

Şiir, her şeyi anlatma özgürlüğünü kullanmalıdır diyorum. Bireyci şair için de doğru bu, toplumcu şair için de.

Yeter, aklından çıkar artık onu diyor kimileri. Siz de aklınızla değil de, yüreğinizle sevseydiniz anlardınız beni.

Yine yanlış yerlerde bekledik birbirimizi.

Yoksuluz, gecelerimiz çok kısa. Dörtnala sevişmek lazım.

 

ÜVERCİNKA

Böylece bir kere daha boynunlayız sayılı yerlerinden
En uzun boynun bu senin dayanmaya ya da umudu
kesmemeye
Laleli’den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız
Birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun
Ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez
Sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor
Bütün kara parçalarında
Afrika dahil

Aydınca düşünmeyi iyi biliyorsun eksik olma
Yatakta yatmayı bildiğin kadar
Sayın Tanrıya kalırsa seninle yatmak günah, daha neler
Boşunaymış gibi bunca uzaması saçlarının
Ben böyle canlı saç görmedim ömrümde
Her telinin içinde ayrı bir kalp çarpıyor
Bütün kara parçaları için
Afrika dahil

Senin bir havan var beni asıl saran o
Onunla daha bir değere biniyor soluk almak
Sabahları acıktığı için haklı
Gününü kazanıp kurtardı diye güzel
Birçok çiçek adları gibi güzel
En tanınmış kırmızılarla açan
Bütün kara parçalarında
Afrika dahil

Birlikte mısralar düşünüyoruz ama iyi ama kötü
Boynun diyorum boynunu benim kadar kimse
değerlendiremez
Bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek
İki adım daha atmıyoruz bizi tutuyorlar
Böylece bizi bir kere daha tutup kurşuna diziyorlar
Zaten bizi her gün sabahtan akşama kadar kurşuna
diziyorlar
Bütün kara parçalarında
Afrika dahil

Burda senin cesaretinden laf açmanın tam da sırası
Kalabalık caddelerde hürlüğün şarkısına katılırkenki
Padişah gibi cesaretti o, alımlı değme kadında yok
Aklıma kadeh tutuşların geliyor
Çiçek Pasajında akşamüstleri
Asıl yoksulluk ondan sonra başlıyor
Bütün kara parçalarında
Afrika hariç değil