Adolf Hitler Sözleri

adolf hitler

 

En iyi savunma, hücumdur.

Amerika’yı yalnız bırakın. Onlar kendilerini yok edecek.

Mustafa Kemal; bir milletin, bütün vasıtalarından mahrum edilse dahi, kendini kurtaracak vasıtaları yaratabileceğini ispat eden adamdır.

Yalan ne kadar büyükse, inananı da o kadar çok olur.

Türkler öyle bir millettir ki; Hayatta bir tane bile kalsa, devlet kurup intikamını alır!

Aklın bittiği ve sustuğu yerde son karar şiddete aittir.

Başarının şartlarından ilki sürekliliktir.

Barışsever ve aynı zamanda güçlü de olmalısınız!

Ahlak vebası eski dönemlerin hastalık vebasından daha tehlikelidir.

Büyük kitlelerin ruhu, yarım önlemlere ya da zayıflıklara açık olmamalıdır.

Çekiç olmak istemeyen, tarihin örsü olacaktır.

Cephede ölmek her zaman bir ihtimaldir. Ama cepheden kaçarken ölmek bir ihtimal değil, kaçınılmaz bir sondur.

Cesedimi Ruslar’ın eline asla vermemelisiniz, beni Moskova’da heykel yaparlar.

Diktatör bisiklete binen adama benzer, durursa devrilir.

Mustafa Kemal dehasından sonra Türkiye’yi bir avuç aptal yönetmeye başladı.

Ben inandığım yolda bir uyurgezerin sakınmazlığı ve inadıyla yürürüm.

Ben savaş istiyorum. Benim için her türlü vasıta doğru olacaktır. Benim sloganım “ne yaparsan yap, düşmanı rahatsız et” değildir. Benim sloganım şudur: “Bir şekilde onu yok et!”. Ben bu savaşı sürdürecek insanım!

Ben sizi vicdan olarak adlandırılan hülyadan azat ediyorum.

Bir devletin değeri hakkında verilecek karar, milletine sağladığı fayda ile ölçülür.

Alman asıllı Avusturya devleti doğal olarak yeniden büyük Alman yurduyla birleşmelidir. Bu birleşme kaçınılmazdır. Ancak bu birleşme sadece birtakım ekonomik sebeplere dayanmamaktadır. Hayır, hayır! Bu birleşme ekonomik bakımdan önemsiz, hatta zararlı bile olsa gerçekleşmelidir. Çünkü aynı kanı taşıyan Alman halkı, tek bir imparatorluğa aittir. Alman devleti, kendi insanlarını bir tek devlet altında bir araya getirmedikçe, yayılmacı bir siyaset uygulama hakkına sahip olamaz. Reich’ın hatları bütün Almanları içine aldığı zaman, eğer insanın layık olduğu şekilde yaşamasını sağlayamazsa o zaman, saban yerini kılıca bırakacaktır ve geleceğin yeni dünyasını savaşın gözyaşlarına var edecektir.

Aşk, saygıya nazaran daha az değişir.

Asla yalan söylemedim, asla başkaları gibi gerçekleşmeyecek şeyler vaat etmedim. İşte bu yüzden insanlar benden nefret ettiler.

Aslında ulaşılacak gaye şudur: Gözyaşı döken barış­severlerin salladıkları “zeytin dalları” ile sağlanmış bir barış değil, bütün dünyayı yüksek bir medeniyetin hizmetinde bulunduran bir hâkim milletin üstün kılıcı ile sağlanmış bir barış.

Avrupa kıtası üzerinde akla uygun bir şekilde “toprak politikası” takip edilecek yerde, nedendir bilinmez, bir “sömürgecilik” ve “ticaret” politikasına saplanıp kalındı. Böylece silâh elde ederek anlaşma yapma zorunlu­luğundan kurtulabilineceği yolunda hatalı bir fikir beslendi. Bunun sonucu ise politikaya bütün bütün beceriksiz bir hal verdi. Aslında bu girişimin sonucu önceden kolayca tahmin edilebilirdi. En so­nunda çamura oturuldu. Dünya Savaşı, Almanya’nın kargaları gül­düren dış politikasının imzaladığı borçları ödemek için bir “masraf pusulası” oldu. En iyi çare, Avrupa kıtası üzerinde topraklar almaktı. Böylece Almanya’nın Avrupa’nın nazarında cesaret ve değeri artırılırdı. Daha sonra sömürge topraklarının elde edilmesi ile yeni bir sahada da ge­nişleme yoluna girilirdi. Bunun için Almanya’nın ingiltere ile bir an­laşma yapması gerekirdi. Yahut, Almanya askeri kuvvetim geliştir­mek için, 40-50 yıllık kültüre ait bütün masraflarından vazgeçip bütçeyi bu tarafa aktarmalıydı. Bu sorumluluk pekâlâ omuzlanabilirdi.

Başka milletler daha geniş topraklara yayılıp yerleşirken, iç kolonizasyona yönelmiş bir millet nüfus artışını sınırlamak zo­runda kalacak, fakat geniş topraklara yayılan milletler artmaya devam edecektir. Bir ülkenin hayat alanı ne kadar azsa, bu durumla o kadar çabuk karşılaşır.

Bazı gazeteler bizim Avusturya’yı zorbalıkla işgal ettiğimizi iddia etmişlerdir. Sadece diyebilirim ki, ölürken bile yalan söylemekten vazgeçmezler. Politik mücadelem süresince halkımdan çok sevgi gördüm, fakat Avusturya sınırını geçtikten sonra gördüğüm sevgi selini hiçbir zaman görmedim. Biz zorbalar olarak gelmedik, kurtarıcılar olarak geldik.

Ben Fransa’yı veya Fransızları asla sevmedim ve bunu söylemekten asla vazgeçmedim.

Bir fikir hareketi, hiçbir zaman bıçak, zehir veya tabanca aracı ile başarılı olamaz. Böyle bir fikirsel akımın başarısı ancak sokağı fethetmekle mümkün olur.

Bir hükümet, milleti her vasıta ile felaketlere götürürse bu milletin her ferdinin isyanı bir hak değil, görevdir.

Büyük adamların fikirlerine çağdaşlarının hayalleri bile yetişemez. Onlar fikir ve idealleri için hiçbir kavgadan çekinmezler.

Büyük bir fikir, ne kadar kutsal ve ne kadar yüksek olursa olsun, halkın kuvvetli desteği olmadan uygulamaya geçemez.

Büyük kitlelerin algısal yeteneği oldukça sınırlıdır, anlayışları azdır, fakat unutkanlıkları muazzamdır. Bu gerçeklerin ışığında, bütün etkili propagandalar, kendini birkaç konuyla sınırlandırmak ve bu konuları, en son kişi bile böyle bir kelimeyle neyin amaçlandığını hayal edebilinceye kadar, sloganlar gibi kullanmak zorundadır.

Doğal zenginliklere Rusya üzerinden erişeceğiz. Türkiye’ye girersek zafer için bütün Türkleri öldürmemiz gerekir.

Dünyada meydana gelmiş olan bütün değişikliklerin hareketlerini sağlayan zemberek, hırs dolu olan önlenemez ihtiraslardır.

Dünyanın altını üstüne getiren büyük olayların tamamı yazı ile değil, sözle meydana getirilmiştir.

Dünyanın istilası hakkında konuşurken, toprağın 6’da 1’lik bölümünü unutmamalıyız.

Düşmanınızı şaşırtarak, terör, sabotaj ve suikast ile demoralize edin. Geleceğin savaşı budur.

Düşünce özgürlüğü tüm kötülüklerin anasıdır.

Ebedi savaşta insanlık büyüyüp gelişir, ebedi barışta ise yok olur.

Eğer bir millet özgür olacaksa; gurura, irade gücüne, meydan okumaya, nefrete, nefrete ve yine nefrete ihtiyaç duyar…

Eğer savaş kaybedilmişse halkı da kaybetmenin hiç bir önemi yoktur.

Gerçek bir devlet adamı, kendisini sadece o anın gereksinimini düşünen eyyamcı bir politikacı düzeyine indirecek hükümet yöntemlerinden kaçınmalıdır.

Gerçek deha, yaratılıştan var olandır. Hiçbir zaman terbiye veya eğitimle deha olunmamıştır.

Halkın sevgisini kazanmak, ancak halkın amacına erişmesi için yardımcı olmak ve aynı zamanda bu amaca ulaşılmasına engel olanları da yok etmekle mümkün olur.

Hareketimiz işkence çeken, acı duyan, huzursuz ve şanssız kimseleri çevresinde toplayacaktır. Evet, hareketimiz her şeyden önce sosyal vücudun dışında kalmayacak, halk topluluklarının derinliklerine kök salacaktır.

Hayat güçsüzlüğü affetmez.

Hayatım boyunca tek bir şeye asla tahammül edemedim: Teslim olmak.

Hayatın güçlükleri ruhumu sertleştirdi ve bana yaşamasını öğretti.

Her kim bize karşı ayaklanırsa kendisini ölü kabul etmelidir.

Her şeyde, doğa en iyi öğretmendir.

Her şeyin mücadeleden ibaret olduğu bu dünyada, armağanı bizim kendi samimiyetimizden ibaret olan bir mücadelede eğer kuvvet bulunmazsa, yaşama hakkımızı da kaybetmişiz demektir. Çünkü dünya, tamamıyla kesin çözüm yollarını uygulayan güçlülerin malıdır, yarım önlemler alanların değil.

İhtilal niteliğindeki büyük hareketler, zinde ve tek başına bir grubun harcıdır. Öyle birçok zayıf güç bir araya gelip bu hareketleri ortaya çıkaramaz.

İmanı sarsmak, ilmi sarsmaktan daha zordur.

İnsan ancak sevdiği ve inandığı şey uğruna mücadele eder.

İnsanlığın bir gün büyük mücadelelere neden olacağı kuşkusuzdur. Sonunda varolma içgüdüsü galip çıkacaktır. Budalalık, korkaklık ve kendini beğenmişlikten oluşan insanlık bu içgüdü karşısında eriyip gidecektir.

Irkı vücuda getiren şey, dil değildir. Irkı vücuda getiren unsur kandır.

Irkların saldırıya uğradığı bir devirde, kendini meydana getiren unsurları muhafaza altına alan ve bunları büyük bir kıskançlıkla koruyan devlet, er geç dünyanın efendisi olacaktır.

Irksal kirlenmeyi reddeden bir görüşün dünyaya hakim olması kaçınılmazdır.

İşgal altındaki topraklarımız anavatana ateşli protestolarla değil, kılıcın indirdiği zafer darbeleriyle katılabilir.

Kendinizi başkalarıyla kıyaslamayın. Bunu yaparsanız, kendinize hakaret edersiniz.

Kişi, yaşamında ne kadar ilkelse, o kadar çok hayvana benzer ve sonunda yaşamın amacını yalnızca beslenme olarak görür.

Beceri ve yetenek eğitimin bir ürünü değildir. Bu yetenek kişide doğuştan vardır. Yani bu Tanrı’nın bir lütfudur.

Belki bazılarınız, Marksist Parti’yi yok ettiğim için beni affetmeyi başaramıyorsunuz. Fakat arkadaşım, ben diğer partilerin de tümünü yok ettim. Hepsi gitti!

Ben artık sizi, sizlerin savaş bayraklarını temsil ediyorum.

Ben Dünya’ya insanları güçlü yapmak için gelmedim, onların güçsüzlüklerini kullanmak için geldim.

Kişisel hürriyete tanınan hak, ırkı kurtarmak görevi karşısında ikinci planda kalır.

Kitle kendi eleştiri organlarına sahiptir ama bu organlar, bireyde olduğu gibi işlemezler. Kitle içgüdülerine tabi, bir hayvan gibidir; mantık ve yargıdan yoksundur; ben onların ilkelliğine dokunmadım. Sadece ha­reket ettirdim, işte bu ilkel güç bir doğa gücünün dayanıklılığıdır.

Kremlin’in duvarlarını havaya uçurun ki, komünizmin sonunun geldiğini herkes görsün!

Kuvvetli, yalnız kalınca daha kuvvetlidir.

Liderlik sanatı kitlelerin dikkatini tek bir düşmana odaklamaya ve hiçbir şeyin bu dikkati dağıtmamasını sağlamaya bağlıdır.

Milletini seven bir kimse, bu sevgisini ancak milleti için göze almaya ve katlanmaya hazır olduğu fedakarlık ve dayanıklılıkla ispat edebilir. Yalnız çıkar peşinde koşan bir milli duygu, söz konusu olamaz.

Millî olmayan bir hükûmet milleti her vasıta ile felâkete götürdüğü zaman, bu milletin her ferdinin millî duygulara kapılarak isyan etmesi hak değil, millî bir görev olur.

Milliyet, daha doğrusu ırk, dile değil, kana bağlıdır.

Mücadele hayatın kendisidir!

Muhaliflerimiz, biz nasyonal sosyalistleri suçluyor. Özellikle de beni. Tahammülsüz ve uyuşmaz insanlarmışız. Diğer partilere yardım etmek, işbirliği yapmak istemiyormuşuz. Siyasetçilerden biri daha da ileri gitti ve “Nasyonal sosyalistler diğer partilerle çalışmayı reddettiklerine göre, Alman değiller,” deme cüretini gösterdi. Tipik Alman olmak demek 30 tane parti olması demek midir yani? Sadece şunu diyebilirim: Bu beyefendiler tümüyle haklı. Biz tahammülsüzüz. Kendime bir tek hedef koydum. O da şu 30 partiyi Almanya’dan atmak! Kendimize tek hedef koyduk ve bu uğurda mezara kadar dövüşeceğiz!

Siyasi kuruluşlar birbirleri ile karşılıklı çıkarlarından dolayı göstermelik anlaşırlar. Benim felsefi doktrinim dünyayı tekrar mutlu bir şekilde yaşatacak güce sahiptir. Böyle bir idealde elbette ki geçici anlaşmalara yer yoktur.

Milletler hayasızlıklarla değil, fedakarlıklarla kurtarılır.

Milletleri tutsaklık altına almaya çalışan uluslararası dolaplara ve oyunlara bir hamlede meydan okuyabilmek, ancak millî hırsların bir noktada toplanacak kuvveti ile mümkündür.

Milletlerin mahvolmasına sebep savaş kaybetmek değildir. Asil ve saf bir kanda bulunan direnç kuvvetinin yok edilmiş olmasıdır!

Namussuz, ahlaksız ve kişiliksiz kimselerle, memleketine kasteden katiller her zaman vatandaşlıktan, yani bu büyük şereften yoksun bırakılmalıdır.

Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi; kamuoyunun muhafızı değil, yönlendiricisi olmalıdır. Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi; kitlelerin hizmetçisi değil, efendisi olmalıdır!

Nasyonal sosyalist devrim, bir devrimci olarak tanımlandığında, haddinden fazla işlem yapar. Anarşi tam yol olmamalıdır, kalıcı bir fenomen olarak hiçbir devrim yoktur.

Nazi Partisi; kamuoyunun muhafızı değil, yönlendiricisi olmalıdır. Nazi Partisi; kitlelerin hizmetçisi değil, efendisi olmalıdır!

Nefret, antipatiden daha süreklidir.

Öldürmediğim her yahudi için bana küfredeceksiniz.

Ordu, genç ve acemi erin dikkatini, kendi daracık düşüncesinden kurtarmalı ve bu gence kendi milletinin ufkunu kazandırmalıdır.

Otu yeşil, gökyüzünü mavi çizen her ressamı sterilize etmek gerekir.

Özgürlüğe giden bir yol var, ve kilometre taşları: İtaat, çalışmak, dürüstlük, düzen, temizlik, doğruluk, özveri ve vatan sevgisi.

Politika, yapılan tarihtir.

Propagandanın görevi, kişiyi ilmî olarak bilgi sahibi yapmak değildir. Onun görevi kitlelerin dikkatini belli olaylar, şartlar ve benzeri objeler üzerine çekmektir.

Saldıran galip gelmek istiyorsa, savunandan daha dahiyane hareket etmelidir.

Sanat sahasında, yalnızca öğrenmek söz konusu değildir. Her şey, daha çocuk dünyaya geldiği zaman, ondan gizli ve saklı olarak zaten vardır. Bu Tanrı vergisi, doğal yeteneklerin geliştirilmesi nispetinde daha da çok artabilir. Anne ile babanın yerleri ile servetlerinin bu konuda hiçbir rolü yoktur. Yani deha sosyal durumdan, hatta servetten ayrıdır. En büyük ve en meşhur sanatkârların, fakir ailelerde yetişmiş olmaları ender görülen bir şey değildir. Küçük köylü çocuklarının çoğu, meşhur birer dahi olmuştur.

Savaş, Yahudilerin toptan ortadan kalkmalarıyla son bulacaktır. Milletlerin bu azılı düşmanının, bu hilekârın son saati çalacak ve yüzyıllardan beri oynadıkları o iğrenç oyun son bulacaktır!

Savaşta her zaman kaybeden taraf suçludur, haklı olsa bile.

Seçim yolu ile büyük bir adam bulup çıkarmak, bir iğnenin gözünden deveyi geçirmek kadar zordur.

Şeref ve namustan yoksun milletler er geç hürriyet ve bağımsızlıklarını kaybederler.

Yaşama hakkın mücadele gücün kadardır.

Yaşamak isteyenler bırakın savaşsınlar ve bu mücadele dünyasında savaşmak istemeyenler, yaşamayı hak etmezler.

Yirmi yıldan daha fazla bir süredir, Moskova’daki Yahudi Bolşevik Rejim, sadece Almanya’yı değil, bütün Avrupa’yı ateşe vermeyi amaçlıyor… Yahudi Bolşevik liderleri, sadece ideolojik yollarla değil, askeri yollarla da bizleri ve bütün Avrupa’yı yönetmeyi amaçlamakta… Bu Anglo-Sakson Yahudi savaş tüccarları ve Moskova’daki Bolşevik Yahudilerle yüzleşmenin vakti geldi.[6]

Zayıfa acımak doğaya ihanettir.

Zorlama ancak zorlama ile, dehşet ancak dehşet ile yok edilebilir!

Eğer haklarımızda ısrar etmezsek hiçbir anlayış mümkün olmayacaktır.

Eğer kazanırsanız, açıklama yapmanız gerekmez. Eğer kaybederseniz, açıklamanız olmayacaktır!

Eğer özgürlük silahların dışındaysa biz de bu durumu iradegücü ile telafi etmeliyiz.

Eğer savaş kaybedilmişse bu benim umrumda bile değil. İnsanlar perişan olurlarsa olsunlar. Bir tek gözyaşı bile dökmem onlar için; onlar hiç bir şey haketmediler.

Sevgili Alman işçileri, ben sizlerin arasında büyüdüm, sizlerle birlikte direndim. […] ve özellikle son 4 buçuk yıldır sık sık sizleri ziyaret ettim, aranızda bulundum. Bu büyük işe girişirken bize gereken cesareti entelektüeller vermedi. Aksine, dürüstçe söylemeliyim ki ben bu cesareti Alman çiftçisi ve işçisinden aldım, onlara teşekkür ediyorum.

Silahınız ne kadar tesirli olursa olsun, eğer onu harekete geçirecek veya kullanacak olan kimsede onu kullanacak ruh yoksa o silahınız bir metalden başka bir şey değildir.

Siyasetçiler halkın o anki desteğini alabilmek için gelecekle ilgili büyük projelerden bile vazgeçerler. Kendileri daima ülkeden daha önemlidir. Onların kuş beyinleri geleceğin önemini kavrayamaz.

Şu husus özellikle bilinmelidir ki; bir yandan değerli kafalar, aciz, basit yapılı gevezelerin haysiyetsiz sekreterleri olmaktan kendilerini alıkoyarlar ve öte yandan da çoğunluğun, yani ahmaklığın temsilcileri değerli bir şahsa kin beslerler.

Tabiatın kanunu siyasi sınırlar tanımaz.

Tanrı beni halkıma hizmet etmek ve onu korkunç sefaletinden kurtarmakla vazifelendirdi.

Tarih asla kurumayan bir kaynaktır. Şartlara göre bazen unutulmuş görünse de o, yavaş bir sesle yeni bir gelecekten söz ederek kutsaliyetinin varlığını ispat eder.

Tarih, ibret ve ders almak için okunur ve araştırılır. Bu tür bir araştırmayı yapamayan kimsenin, kendisini siyasi lider olarak görmesi mümkün değildir. Tarihini bilmeyen bir kimse, kendisinin lider olduğunu bırakın söylemeyi, aklından bile geçirmesin.

Tedhiş ancak tedhiş ile yok edilir, dünyada yalnız cüretkar ve azimli kimse her zaman galip gelir.

Toplum bir tek kuvvet karşısında eğilir. Yani zor kullanıldığında. Nasıl ki kadınlar zayıf olanlara baskı yaptığı halde, kuvvetli olanın karşısında diz çökerse; toplum da otoriteyi, her zaman zayıfa tercih etmiştir. Dolayısıyla toplum hoşgörü gösterildiğinde, buna saygı duymak yerine bunu istismara meyleder, ve bu her zaman böyle olmuştur.

Toplumsal faaliyetin hedefi, hiçbir zaman insanları kandıran geçici mutluluk olmamalıdır. Aksine, toplumun gerilemesine sebep olan yoksullukları ortadan kaldıracak yöntemlere sahip olunmalıdır.

Basın, Dünya Savaşı yıllarında tamamen art niyetli birtakım karanlık güçlerin elindeydi. Gençlik yıllarımda Viyana’dayken halkı eğitmeye yönelik bu gücün sahiplerini tanıma fırsatım olmuştu. Beni ilk hayret ve dehşete düşüren, toplumun en kutsal değerlerine ve eğilimlerine ters düşse bile basının belli bir fikri empoze etme başarısının çok kısa bir zamanda gerçekleştirilmesiydi. Basın, bir kaç gün içinde, oldukça önemsiz hatta komik bir olayı kısa bir sürede çok önemli bir devlet meselesi haline getirerek aslında en önemli bir meseleyi kamuoyunun dikkatinden kaçırıp unutturma gücüne sahip oluşuydu. Bu fikir ve düşünce çetesinin, tespit ettikleri hedeflere ulaşmak için yapmayacakları şey yoktur. Bunlar, ev aile ilişkilerini gündeme getirecek kadar ileri giderler. İçlerinde sansasyon yaratmaya yönelik ihtirası olanlara kurban seçtikleri talihsiz kişiye son öldürücü darbe vurma imkanı sağlayacak bir olay buluncaya kadar domuzlar gibi her tarafı eşelerler. Eğer kurbanlarına ait resim ve şahsi bir açık bulamazlarsa seçecekleri tek yol vardır, basit bir yoldan iftira atmak. Art arda tekziplere rağmen, bu iftiralardan iz kalmasının yanında yüz ağızdan birden çıkan iftiralar diğer suç ortağı gazetelerde de yazılmış olduğundan, kurbanın bütün tekzip ve isyanlarının hiçbir şey ifade etmeyeceğini zaten bilmektedirler. Bir gazetenin sorumlu olduğu kamu vicdanından ve görevinin ne olduğuna dair açıklamalarla açık açık yalan söylerler. Bu belanın kendini gösterdiği miting ve kurultaylarda daha da ileri giden bu reziller; aralarda “gazetecilik şeref ve haysiyetinden” uzun uzun bahsederek bulunduğu topluluğun tasdikini alırlar.